Yahya Kemal'e sormuşlar:
- Ankara'nın en çok hangi tarafını seviyorsunuz?
O da şöyle cevap vermiş:
- İstanbul'a dönüşünü.
K K K
Kulaklarının büyüklüğü ile ünlü Galileo'ye biri demiş ki:
- Efendim, kulaklarınız, bir insan için biraz büyük değil mi?
Galileo şu cevabı vermiş:
- Benimkiler bir insan için biraz büyük ama, seninkiler bir eşek için fazla küçük değil mı?
K K K
Napolyon savaşta İspanya'yı yenmiş. İspanya Kralı demiş ki:
- Siz ancak para ve mal için savaşırsınız, biz ise namusumuz ve şerefimiz için savaşırız.
Napolyon şöyle cevap vermiş:
- Evet insanın neyi eksikse onun için savaşır.
K K K
Fransızın biri, Paris’te çalışan bir Türk’e sormuş:
- Sizin, kadınlarınızı evden çıkartmadığınız doğru mu?
- Daha önceleri öyleydi. Fakat şimdi dışarı çıkarttık ve bir türlü içeri sokamıyoruz.
K K K
Sokrates ölüme mahkûm edildiğinde, eşi demiş ki:
- Haksız yere öldürülüyorsun.
Sokrates cevap vermiş:
- Ne yani, bir de haklı yere mi öldürselerdi?
K K K
Ünlü filozof Diyojen, birgün çok dar bir sokakta zengin ve kibirli bir adamla karşılaşır. Birinin kenara çekilmesi lâzım.
Mağrur zengin, hor gördüğü filozofa seslenir:
- Ben bir serserinin önünden kenara çekilmem.
Diyojen, kenara çekilererek cevap verir:
- Ben çekilirim.
K K K
Fatih Sultan Mehmed Hâna sormuşlar:
- İstanbul'u niçin fethettin?
- Önce o benim gönlümü fethetti, ben de onu fethettim!
17 Nisan 2013 Çarşamba
KAYBOLAN HASLETLERİMİZ
Almanya’da yaşayanlar veya Almanya’ya gidip gelenler iyi bilir. Orada günlük hayat şöyledir: Sabahın beşinde, altısında herkes sokaktadır. Ama herkes. Çalışanlar, işine gitmek için sokakta, yaşlılar sabahın temiz havasını teneffüs etmek ve köpeklerini dolaştırmak için sokakta. Bizim tabirimizle, kimsenin üzerine güneş doğmaz... Bütün Avrupa milletlerinin geneli bu minval üzeredir.
Çalışanlar, genelde saat 16.00 civarında işinden ayrılır. Evine gider, yemeğini yer, gece 10.00’da herkes yataktadır. Baktığınızda bütün evlerin ışıklarının söndüğünü görürsünüz. Tek tük ışığı yanan ev görür-seniz, biliniz ki; bunlar genelde Türklerin evleridir. Bizimkiler eski alışkanlıklarını sürdürürler. Gece onikiye, bire kadar, televizyon seyrederler. Ertesi gün de yorgun argın işe giderler. Hâl böyle olunca iş yerindeki verim de buna göre olur.
Osmanlılar zamanında, yediden yetmişe herkes saat 6.00 civarında sabah namazına kalkar. Namaz kılındıktan sonra, çalışanlar tarlasına, dükkânına gider, işinin başına geçer. Yaşlılar, kuşluk vaktine kadar, Kur’ân-ı kerîm veya başka kitaplar okur. Yani güneş üzerlerine uyurken doğmaz. Devlet daireleri de dahil ikindi vakti mesai biter, herkes evine giderdi. Yatsıyı kıldıktan sonra da herkes yatağında olurdu.
Bir öğrencimiz İtalya’ya gider. Otelde üç-beş kişinin kaldığı bir odaya yerleşir. İki gün sonra, kendisi otel idaresine çağrılır. “Sabah erken saatte kalkıp kitap okuyormuşsun. Odadakiler şikâyetçi oldular, rahatsız olmuşlar.” denir. Öğrencimiz; “Ben Müslümanım, dinimin emri gereği sabah erken kalkıp namaz kılmak zorundayım.” der. Şu teklifte bulunurlar: “2 kişilik bir odamız var. Orada bir kişi kalıyor. O da erken kalkar. İstersen seni oraya alalım.” Kabul edip yeni odasına yerleşir.
Yanında kaldığı yaşlı Yahudi de erkenden kalkıp dolaşır. Oda arkadaşına sorar: “Ben Müslümanım onun için kalkıyorum. Bu dini-mizin emri, ya sen niçin kalkıyorsun?” O da şöyle cevap verir:
“Bizim dinimizde de bu vakitte yatmak iyi değildir. Bu yaşa geldim, üzerime daha güneş doğmadı. Ayrıca ben araştırdım, bu saatte uyumak sağlık açısından çok zararlıymış.”
Şimdi anladınız mı, Avrupa’nın niçin kalkındığını bizim niçin maddî manevî geri kaldığımızı. Roller nasıl değişmiş. Onlar bizim iyi yönle-rimizi almışlar, bizler ise onların kötü yönlerini.
Mehmet Oruç TÜRKİYE GAZETESİ 15.03. 2011
BİR ZAMANLAR NEYDİ
Eskiler hatırlayacaklardır. Çok değil, 50-60 sene önceleri:
* Telefon sırası 8-10 yılda gelirdi.
* Gazocağı ve tel dolabımız vardı.
* Tuvalette takunya olurdu.
* Okul kapısında; şam tatlısı, macun, şeker, pamuk helva, kestane... satılırdı.
* İlkokulda ABD yardımı süt ve balık yağı hapları dağıtılırdı.
* Bayramlarda, kıyafetlerimiz ve yeni ayakkabılarımız başucumuzda dururdu.
* Gömlek ve okul yakaları tatil günü kolalanırdı.
* Genellikle pazar günleri yıkanılırdı.
* Çamaşır yıkama günleri, çamaşırlar değiştirilirdi.
* Filmlerin, sokaklarda dolaşan arabalardan megafonla reklâmı yapılırdı.
* Sokaklardan; yoğurtçu, kalaycı, dondurmacı, bileyci, sülükçü... geçerdi.
* Radyo en kıymetli eğlenceydi. Orhan Boran ve Yuki kaçırılmazdı .
* Salı gecelerini iple çekerdik. Radyo tiyatrosu en çok beklenen programdı.
* Haluk Kurdoğlu, Semih Sergen ve Işık Yenersu'nun sesine alışmıştık.
* İlkokulda okuma bayramı yoktu. Herkes okurdu, kimse de bayram etmezdi.
* Aşı olunacağı zaman tek iğne ile neredeyse koca sınıf bitirilirdi.
* Hediye paketini açmak, geleneklerimize aykırıydı. Misafir gidince açılırdı.
* Dondurma yemeye anneler temmuza kadar izin vermezdi.
* Fotoğraf çekilirken vakur ve ciddi olmak önemliydi.
* Defter-kitap kaplama kağıtları ya kırmızı ya da mavi olurdu.
* Gazete kağıtlarından kese kağıdı yapar, undan yapılmış tutkalla yapıştırırdık.
* Yolculuk şimdinin %1’i kadar da yoktu.
* Yamasız elbiseyi bayramlarda giyerdik.
* Radyosu olan çok azdı, çok kimse televizyonun adını duymamıştı.
* Ortaokul ve liselerde, okul kıyafeti yanında, şapka giymek şart idi.
* Çocuklar kendi yaptıkları telden, tahtadan, bezden.. oyuncaklarla oynarlardı.
* Telefon sırası 8-10 yılda gelirdi.
* Gazocağı ve tel dolabımız vardı.
* Tuvalette takunya olurdu.
* Okul kapısında; şam tatlısı, macun, şeker, pamuk helva, kestane... satılırdı.
* İlkokulda ABD yardımı süt ve balık yağı hapları dağıtılırdı.
* Bayramlarda, kıyafetlerimiz ve yeni ayakkabılarımız başucumuzda dururdu.
* Gömlek ve okul yakaları tatil günü kolalanırdı.
* Genellikle pazar günleri yıkanılırdı.
* Çamaşır yıkama günleri, çamaşırlar değiştirilirdi.
* Filmlerin, sokaklarda dolaşan arabalardan megafonla reklâmı yapılırdı.
* Sokaklardan; yoğurtçu, kalaycı, dondurmacı, bileyci, sülükçü... geçerdi.
* Radyo en kıymetli eğlenceydi. Orhan Boran ve Yuki kaçırılmazdı .
* Salı gecelerini iple çekerdik. Radyo tiyatrosu en çok beklenen programdı.
* Haluk Kurdoğlu, Semih Sergen ve Işık Yenersu'nun sesine alışmıştık.
* İlkokulda okuma bayramı yoktu. Herkes okurdu, kimse de bayram etmezdi.
* Aşı olunacağı zaman tek iğne ile neredeyse koca sınıf bitirilirdi.
* Hediye paketini açmak, geleneklerimize aykırıydı. Misafir gidince açılırdı.
* Dondurma yemeye anneler temmuza kadar izin vermezdi.
* Fotoğraf çekilirken vakur ve ciddi olmak önemliydi.
* Defter-kitap kaplama kağıtları ya kırmızı ya da mavi olurdu.
* Gazete kağıtlarından kese kağıdı yapar, undan yapılmış tutkalla yapıştırırdık.
* Yolculuk şimdinin %1’i kadar da yoktu.
* Yamasız elbiseyi bayramlarda giyerdik.
* Radyosu olan çok azdı, çok kimse televizyonun adını duymamıştı.
* Ortaokul ve liselerde, okul kıyafeti yanında, şapka giymek şart idi.
* Çocuklar kendi yaptıkları telden, tahtadan, bezden.. oyuncaklarla oynarlardı.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)